Suyun Altında Misafiriz

Sualtına ilk kez indiğinizde, muhtemelen etrafınızdaki her şey size aitmiş gibi hissettirmez.
Tam tersine. Orası başka bir dünyadır. Biz ise o dünyanın içine kısa bir süreliğine giren insanlarız.
Bir resifin üzerinden geçeriz. Balıkların arasından süzülürüz. Kumun üzerinde iz bırakmadan ilerlemeye çalışırız. Bazen daha önce hiç görmediğimiz bir canlıyla karşılaşırız. Bazen de yalnızca birkaç metre ötede duran bir şeyin, yüzeyden bakıldığında hayal bile edemeyeceğimiz kadar farklı olduğunu fark ederiz.
Ve bütün bunları yaparken aslında çok basit bir şeyi unutmamamız gerekir:
Biz oraya ait değiliz. Misafiriz.
Bu düşünce, sualtında nasıl davranmamız gerektiğini değiştirebilir.
Çünkü misafir olduğunuz bir yerde her şeyi elinize almazsınız. Her şeye dokunmazsınız. Bir şeyin yerini değiştirmezsiniz. Ve oradan size ait olmayan bir şeyi hatıra olarak götürmezsiniz. Sualtında da durum farklı değil.
Görmek, Dokunmak Demek Değildir
Dalışın en güzel taraflarından biri, karada göremeyeceğimiz şeyleri çok yakından görebilmek.
Bir nudibranch. Bir denizatı. Bir ahtapot. Bir mercan kolonisi. Bir sünger. Bir deniz yıldızı.
Ya da belki sadece kayanın üzerinde hareket eden, küçücük ve ilk bakışta fark edilmesi bile zor olan bir canlı.
Bunlardan bazıları o kadar etkileyicidir ki, insanın ilk refleksi yaklaşmak ve dokunmak olabilir. “Nasıl bir şey acaba?” Bazen sadece parmağımızı uzatıp hafifçe değmek isteriz.
Ama sualtında görmek ile dokunmak arasında çok önemli bir fark vardır. Bir şeyi görebilmek, ona temas etme hakkımız olduğu anlamına gelmez.
Hatta çoğu zaman en iyi dalış deneyimi, dokunmadan ne kadar yakından gözlemleyebildiğimizdir.
Bunu zaman içinde öğreniyorsunuz. İlk başlarda bir canlıya mümkün olduğunca yaklaşmak istersiniz. Sonra biraz daha deneyim kazandığınızda, ona yaklaşmadan da onu gözlemleyebildiğinizi fark edersiniz. Daha sonra belki bir adım daha atarsınız. Canlının yanına değil, biraz gerisine çekilirsiniz. Ve o zaman ilginç bir şey olur. Canlı kendi davranışını sürdürmeye başlar. Siz müdahale etmediğiniz için saklanmaz. Kaçmaz. Savunmaya geçmez. Ve siz ilk kez gerçekten onu izlemeye başlarsınız. Belki de dalışın amacı tam olarak budur.
Bir canlıyı bize tepki vermeye zorlamak değil, onun kendi dünyasındaki davranışını izleyebilmek.
“Bir Şey Olmaz” Diye Bir Şey Yoktur
Sualtında en sık duyulan cümlelerden biri belki de budur:
“Bir şey olmaz.” Bir mercana bir kez dokunsam ne olacak? Bir kayayı çevirsem ne olacak? Bir canlıyı biraz yerinden oynatsam ne olacak?
Bir şeyin fotoğrafını daha iyi çekebilmek için ona biraz yaklaşsam ne olacak? Tek bir dalışta gerçekten çok küçük görünebilir. Ama sualtı ekosistemi bizim zaman algımızla çalışmaz. Bizim için birkaç saniye olan şey, oradaki bir canlı için çok daha farklı bir deneyim olabilir. Bir mercan için temas yalnızca “dokunmak” değildir. Bir canlı için onu bulunduğu yerden çıkarmak yalnızca “birkaç santim taşımak” değildir. Bir deniz canlısını saklandığı yerden çıkarmak yalnızca “fotoğraf için biraz daha görünür hale getirmek” değildir. Biz sonucu görmeyebiliriz. Bu, etkisinin olmadığı anlamına gelmez. Bu yüzden sualtında kendimize şu soruyu sormak daha doğru olabilir:
“Bunu yapabilir miyim?” yerine “Bunu yapmalı mıyım?”
Bu ikisi aynı soru değildir.
Fotoğraf Çekmek de Bir Sorumluluk
Fotoğrafçılık dalışın çok güzel bir parçası. Özellikle sualtında gördüğümüz bazı anları paylaşmak, başkalarının da okyanusu merak etmesini sağlayabilir. Fakat fotoğraf çekmek bazen bizi farkında olmadan başka bir davranışa da itebilir.
Daha iyi açı. Daha yakın mesafe. Daha temiz bir kare. Daha iyi ışık. Ve bazen bütün bunların uğruna canlıya gereğinden fazla yaklaşabiliriz. Canlının kaçtığını görürüz. Tekrar yaklaşırız. Saklandığını görürüz. Yerini değiştirmeye çalışırız. Aslında o anda fotoğraf çekmiyoruzdur artık.
Fotoğraf için ortamı değiştiriyoruzdur.
Bence burada kendimize küçük bir sınır koymak yeterli:
Fotoğraf, karşılaştığımız şeyin davranışını değiştirmemeli.
Eğer çektiğimiz fotoğraf için canlı bizden kaçmak zorunda kalıyorsa, belki de o fotoğrafı çekmemek daha iyi bir fotoğraftır. Çünkü bazen en güzel kare, aldığımız değil almadığımız karedir.
Sualtından Bir Şey Çıkarmak
Bir de başka bir konu var. Toplamak. Dalış sırasında güzel bir kabuk görürüz. İlginç bir taş. Bir parça mercan. Belki boş olduğunu düşündüğümüz bir deniz canlısı kabuğu. Ve aklımızdan şu geçer: “Bunu hatıra olarak alabilirim.” Ama sualtında gördüğümüz şeylerin hepsi bir şekilde o ortamın parçasıdır. Bizim gözümüzde önemsiz görünen bir parça, oradaki başka bir canlı için barınak olabilir. Bir kabuk, bir yuva olabilir. Bir kaya, üzerinde yaşayan organizmalar için yüzey olabilir. Bir mercan parçası, artık küçük ve önemsiz görünse bile, hâlâ o ekosistemin bir parçasıdır. Üstelik bir şeyin “ölü” görünmesi, onu almamız gerektiği anlamına gelmez. Sualtında bir şey bulduğumuzda en güzel refleks:
Olduğu yerde bırakmaktır.
Gördük.
Fotoğrafını çektik.
Belki arkadaşımıza gösterdik.
Sonra devam ettik.
Bazen hatıra olarak yanımızda götürdüğümüz şey, aslında yalnızca bir nesnedir. Ama yerinde bıraktığımız şey, orada yaşamaya devam eden bir dünyanın parçasıdır.
Bunun Bir İstisnası Var: Çöp
“Hiçbir şeyi çıkarma” derken bir ayrım yapmak gerekiyor.
Çöp başka bir şeydir.
Denizin dibinde bir plastik şişe görüyorsanız ve güvenli bir şekilde çıkarabiliyorsanız, onu orada bırakmakla “doğaya dokunmamak” arasında bir fark vardır. Çünkü o şişe oraya ait değildir. Bir misafir olarak davranmak, her şeyi olduğu gibi bırakmak anlamına gelmez.
Misafir olduğumuz yeri temiz bırakmak anlamına gelir.
Elbette burada da güvenlik ve koşullar önemlidir. Büyük, ağır, sıkışmış veya çıkarılması başka bir canlıya ya da dalgıca zarar verebilecek bir şeyi sırf temizlemek için zorlamamak gerekir. Dalış sırasında karşılaştığımız bir çöpü güvenli şekilde çıkarabiliyorsak, çıkarırız. Çıkaramıyorsak yerini not eder, rehbere veya ilgili dalış merkezine bildiririz. Ama temel düşünce değişmez:
Sualtından bir şey almıyoruz. Sualtından ait olmayan bir şeyi çıkarıyoruz.
Bu ikisi arasında çok büyük bir fark var.
“Ben Sadece Bir Kişiyim” Düşüncesi
Belki de bütün bunların önündeki en büyük engel şu düşüncedir:
“Benim yaptığım neyi değiştirecek ki?” Tek bir dalgıcın bir mercana dokunması. Tek bir dalgıcın bir kabuk alması. Tek bir dalgıcın bir canlıyı fotoğraf için yerinden oynatması. Tek bir dalgıcın bir plastik şişeyi görüp bırakması. Tek başına bakıldığında gerçekten küçük şeyler. Ama dalış yapan herkes aynı şeyi düşünürse, ortaya küçük bir problem çıkmaz. Büyük bir davranış biçimi çıkar. Tam tersini de düşünelim. Her dalgıç sualtına girdiğinde biraz daha dikkatli olsa… Her dalgıç gördüğü çöpü güvenli olduğu sürece çıkarsa… Her dalgıç canlılara dokunmadan gözlemlemeyi öğrense… Her dalgıç “hatıra” olarak bir şey götürmek yerine yalnızca deneyimini yanında taşısa… O zaman da küçük davranışların toplamı başka bir şey yaratır.
Sualtında Misafir Olmanın En Güzel Tarafı
Bence misafir olmak kötü bir şey değil. Tam tersine, çok güzel bir şey. Çünkü misafir olduğunuzu kabul ettiğiniz anda, her şeyi sahiplenmek zorunda kalmazsınız. Sadece bakarsınız. Merak edersiniz. Dinlersiniz. Gözlemlersiniz. Ve sonra yolunuza devam edersiniz. Bir balığın size yaklaşmasını beklersiniz; peşinden gitmezsiniz. Bir ahtapotun ortaya çıkmasını beklersiniz; onu saklandığı yerden çıkarmazsınız. Bir denizatı bulduğunuzda ona dokunmazsınız; yalnızca orada olduğunu bilmenin tadını çıkarırsınız. Bir resifin üzerinden geçerken ona temas etmemek için yüzdürmenizi kontrol edersiniz. Ve bazen bütün bunlar için hiçbir şey yapmamanız yeterlidir. Bu noktada iyi yüzerlilik sadece bir dalış becerisi olmaktan çıkar. Bir davranış biçimine dönüşür. Kendinizi kontrol edersiniz çünkü çevrenizi kontrol etmek istemezsiniz. Yaklaşabileceğiniz halde biraz mesafe bırakırsınız. Dokunabileceğiniz halde elinizi çekersiniz. Alabileceğiniz halde olduğu yerde bırakırsınız. Çünkü artık oranın sizin olmadığını biliyorsunuzdur.
Bir Sonraki Dalışınızda Deneyin
Bir sonraki dalışınızda kendinize küçük bir görev verebilirsiniz. Bugün hiçbir şeye dokunmayacağım. Hiçbir şeyi yerinden oynatmayacağım. Hiçbir şeyi hatıra olarak çıkarmayacağım. Ama gördüğüm ve güvenli şekilde çıkarabileceğim çöpleri mümkün olduğunca temizleyeceğim. Ve bununla yetinmeyip, sualtındaki hareketlerime biraz daha dikkat edeceğim. Paletlerim nereye gidiyor? Elimi neden kullanıyorum? Bir canlıya yaklaşırken onun davranışını değiştiriyor muyum? Bulunduğum yere gerçekten bakıyor muyum? Yüzerliliğim iyi mi? Ve belki dalışın sonunda kendinize şu soruyu sorun:
“Bugün suyun altında ne gördüm?”
Sonra bir soru daha sorun:
“Ben oradayken, gördüğüm şeylerin hayatını değiştirdim mi?”
Eğer cevabınız hayırsa, belki de çok iyi bir dalış yapmışsınızdır. Çünkü bazen iyi bir dalgıcın sualtında bıraktığı en önemli iz, hiçbir iz bırakmamış olmasıdır.
Sonuç
Sualtında misafiriz.
Bu, okyanusa daha az yaklaşmamız gerektiği anlamına gelmez.
Tam tersine.
Daha dikkatli bakmamız gerektiği anlamına gelir.
Bir canlıya dokunmadan onu yakından gözlemleyebiliriz.
Bir resife temas etmeden onun üzerinde uçabiliriz.
Bir şeyi sahiplenmeden onun güzelliğinin tadını çıkarabiliriz.
Ve çöp gördüğümüzde, güvenli olduğu sürece onu orada bırakmayabiliriz.
Dalış bize suyun altında hareket etme özgürlüğü verir.
Ama gerçek farkındalık, her şeyi yapabilecek durumda olduğumuz halde her şeyi yapmamayı seçtiğimiz anda başlar.
Belki de sualtında misafir olmanın en güzel tarafı budur:
Geldiğimizde dünyayı değiştirmemek.Giderken de onu olduğundan daha temiz bırakmak.




Yorumlar